Kabullenin, daha iyi yaşayın!

Diyabeti inkar etmek gerçekleri değiştiremez. Diyabetli olduğunuzu önce kabullenin ki, doğru yöneterek daha iyi yaşayın.

Diyabeti; endokrin sisteme ait, birçok sistemi etkileyebilen, hasta açısından ruhsal, duygusal, sosyal, psikoseksüel bir dizi sorun ve çatışmanın gündeme gelmesine yol açabilen, süreğen bir bedensel hastalık olarak tanımlayan Medicana Çamlıca Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Ayşegül Demirel, “Diyabete eşlik eden psikiyatrik belirtiler hastalığın klinik görünümünü, şiddetini, seyrini ve hastalığa tedavi yanıtını etkiler. Bu nedenle, diyabetli hastaların bütüncül olarak ele alınması önemlidir. Diyabeti olan hastalarda, genel popülasyonla karşılaştırıldığında, diğer kronik hastalıklarda olduğu gibi psikiyatrik belirti ve hastalık oranları yüksektir. Yapılan çalışmalarda en sık depresyon, kaygı bozuklukları, alkol ve madde bağımlılığı ve yeme bozukluklarının diyabete eşlik ettiği bildirilmiştir. Diyabetin şiddeti, işlevselliği etkileme seviyesi ve yaşamı tehdit etme özelliği ruhsal belirtilerle yakından ilişkilidir.” diyor.

Depresyon tetikleyici olabilir
“Psikiyatrik belirti ve bozukluklar diyabetli hastalarda, tedavi uyumsuzluğu, metabolik kontrolün güçlüğü ve sonuçta, damarsal komplikasyon gelişim sıklığında artma ile ilişkilidir.” diyen Demirel depresyonun genel popülasyona göre diyabet hastalarında 3-4 kat daha sık görüldüğünün bildirildiğinin altını çiziyor: “Benzer şekilde, konu ile ilgili diğer çalışmalarda da, depresyonlu hastalarda kan şekeri kontrolünün, depresyonu olmayan diyabetli hastalarla karşılaştırıldığında iyi olmadığı belirtilmiştir. Böylece depresyonun diyabet hastalığının komplikasyonlarını kolaylaştırıcı rolü de olabilir. Ayrıca depresyonu olan hastalar, hem azalmış fiziksel aktivite hem de yüksek kalorili yiyeceklerle beslenme ve sigara kullanımı nedeniyle Tip 2 diyabet gelişimi için artmış bir risk taşırlar. Diğer açıdan, Tip 2 diyabet, metabolik sorunlarının (artan oranda hipoglisemi ve hiperglisemi) hastalarda depresif belirtilerin gelişimine yol açabileceği gösterilmiştir.”

Yolun başındayken
“Diyabetli hastalardaki depresyonun en uygun tedavisi, metabolik kontrolün yanı sıra, psikiyatrik belirtilerin eş zamanlı ve ciddi bir şekilde ele alınması ile mümkün olabilir.” diyerek konunun önemini vurgulayan Demirel diyabet hastalığının kronik ve hayatın birçok alanında kısıtlamaya sebep olabilecek bir rahatsızlık olduğu için bu hastaların fiziksel muayenesi dışında, ruhsal, duygusal ve davranışsal durumlarının da değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor: “Bu sorunların tedavisinde, hem kan şekerinin kontrol altına alınması, hem de psikiyatrik belirtilerin ortadan kaldırılmasını hedefleyen bir yaklaşım sergilenir. Tedavide düzenli bedensel egzersiz, ilaç ve/veya psikoterapi yaklaşımları önerilir. Yaşam boyu süren bir hastalık olan diyabet tanısı konduktan sonra, yaşam tarzında zaman zaman hastayı oldukça zorlayacak değişiklikler yapmak zorunda kalınır. Diyabet tanısı alan kişide bir çok kronik hastalığa karşı gelişebilen inkar, öfke, korku, kaygı ve suçluluk duyguları görülebilir. Hasta doktor tarafından konulan “Diyabetes Mellitus” tanısı almadığını ya da bu hastalığın bir süre sonra geçeceğini düşünebilir. İlaçlarını almayı ya da kan şekeri düzeyini ölçmeyi bilinçli olarak ihmal edebilir ve sağlıksız yiyeceklere yönelebilir. Ayrıca hekim önerisi dışında paramedikal tedavi programlarında şifa arayabilir. Diyabet hakkında konuşmak, hastalık hakkında olabildiğince bilgi edinmek ve yakın çevreden bir diyabetik birey ile paylaşımlarda bulunmak da hastalığı kabul sürecinde hastaya yararlı olacaktır.”

Uyum programlarına katılın
Diyabetin psikososyal problemlere zemin hazırlayabileceğinin altını çizerek; Tip 1 diyabeti olan çocuk ve ergenlerin sık insülin enjeksiyonu, kan şekeri takibi, diyet ve egzersiz yapma zorunluluklarının yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini söyleyen Demirel ayrıca uygulanan yoğun tedavinin ergen ve aile ilişkileri üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu de belirtiyor: “Hastalığın algılanması ve yaşam alanlarına etkisine bağlı olarak psikiyatrik tablolar ortaya çıkabildiği gibi diyabet ve diyabete bağlı komplikasyonlar beyin işlevlerini etkileyerek de psikiyatrik bozukluklara yol açabilmektedir. Ek olarak ebeveynlerin ruhsal sorunları, emosyonel cevapları ve başa çıkma yöntemleri de çocuk ve ergenin davranışları üzerinde rol oynayabilmektedir. Bu nedenle erken başlangıçlı diyabet hastalarında destekleyici yaklaşımların artırılması, bilinçlendirme ve uyum programlarına katılımın sağlanması inkar sürecini kısaltarak adaptasyonu hızlandırabilir. Erişkin diyabet hastalarında ise tanı öğrenildikten sonra çevre veya ailelerindeki mevcut hastalardan duydukları sorunlar kaygılarını artırabilir. Birçok beden fonksiyonunda hızlı bozulma gelişebileceği yönünde kaygılar gelişebilir. Bu düşünceler de ümitsizlik gelişmesine işlevsellikte düşmeye, hastalığı inkar ederek diyetten uzak durma gibi sorunlara yol açabilir. Bu süreç diyabet konusunda eğitim verilmesi, uygun diyet, tedavi ve takiple muhtemel komplikasyonların en az düzeye indirileceği bilgisinin verilmesi ile aşılabilir.”

Elinizdeki gücün farkına varın.
Torunlarınızın mezuniyet törenlerini görmek, kızınızın düğününde bulunmak veya eşinizle huzurlu bir emeklilik dönemi geçirmek gibi mutlulukları yaşamak için kontrolü elden bırakmayın. Diyabet gibi ciddi bir konuyu reddetmenin kendinizi uzun ve sağlıklı bir hayattan mahrum etmek demek olduğunu aklınızdan çıkarmayın.

Diyabeti doğru yönetmek için:
. Ailenizden ve çevrenizden destek alın.
. Düzenli egzersiz yapın.
. Dengeli beslenin.
. Sağlıklı bir kiloda olun.
. Alkolden uzak durun.
. Kan basıncı, kan şekeri ve kolesterol takibinizi düzenli yapın.
. Farkındalığınızı artırmak için diyabet derneklerinin programlarını takip edin.
. Uyumu artırmak ve tedavi gidişatının olumlu etkilenmesi için, şayet ruhsal sorunlar başlamışsa bir psikiyatri uzmanından destek alın.


Diabetic Living İlkbahar/Yaz 2016

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.